Kültür Dünyası
Kültür Dünyası


  ÖNE ÇIKAN HABERLER
  • Yüksek Yetenek 30
    Yüksek Yetenek 30
  • Yüksek Yetenek 29
    Yüksek Yetenek 29
  • Yüksek Yetenek 28
    Yüksek Yetenek 28
  • Yüksek Yetenek 27
    Yüksek Yetenek 27
  • Yüksek Yetenek 26
    Yüksek Yetenek 26
  • Yüksek Yetenek 25
    Yüksek Yetenek 25
  • Yüksek Yetenek 24
    Yüksek Yetenek 24
  • Yüksek Yetenek 23
    Yüksek Yetenek 23
  • Yüksek Yetenek 22
    Yüksek Yetenek 22
  • Yüksek Yetenek 21
    Yüksek Yetenek 21

YAZARLAR

Nihat Dağlı
Nihat Dağlı
Eklenme Tarihi: 5 Aralık 2017, Salı 22:57 - Son Güncelleme: 5 Aralık 2017 Salı, 23:07
Font1 Font2 Font3 Font4
‘Bu Ülke’ üzerine -2

Meriç’ten açılma

 

Meriç’in altını değil üzerini çizdiğim düşünceleri olsa da, şiire, felsefeye ve hakikate akraba üslubuyla kışkırtılmıştım. Bu Ülke’den hemen sonra Ötüken’den çıkmış Mağaradakiler’i okumuştum. Tabii ki, İletişim ile Ötüken arasındaki mesafeyi bilmiyordum. Altını çizerek okuduğum yazar elimden tutmuş, beni ‘kendimden dışarı’ya çıkarmıştı. Meriç, ‘yabancı’laşmış aydınlara benzemiyordu. Kimi sorularıyla oturduğum evi eksiltse de bir yabancılık duygusu hissettirmiyordu. Oturduğum inanca ve ait olduğum evrene dönük eleştirileri hınçtan çıkmıyor, hakkaniyet duygusu içinde sorularını soruyordu. Bu yakınlığın verdiği güvenle ona yöneldiğimi ve kendisini okuyarak kendimden dışarıya çıktığımı yıllar sonra anlayacaktım. Uzun Bir Adam’da İlhan Berk’in şu cümlelerinin altını çizmişim: “Gide, beni çileden çıkarmıştı. Bir Saul değildim ama, onu enikonu doğrulayandım da. Tohum Ölmezse’yi elimde çize çize eskitmiştim. Her satır beni deliye döndürüyordu. Sonunda Gide beni baştan çıkardı.” Berk’in Gide için hissettikleri, Cemil Meriç’e dair hissettiklerimle aynıydı: Meriç’ten önce küçük evimde tanıdık sesler arasında sükûnet içindeyken, Meriç’ten sonra her bir taraftan kulağıma çarpan sesler içindeydim. Meğerse Meriç’in evimdeki seslere güzelleme olan dilinin peşine takılmış, bilmeden başka evlerin kapılarından içeri girmişim. Kitaplığımda Nursi’nin yanı başına yerleşen Cemil Meriç, çok geçmeden Balzac’ı, Dostoyevski’yi, Nietzsche’yi de çekmişti. Vadideki Zambak, Goriot Baba, Suç ve Ceza, Karamazof Kardeşler, Böyle Buyurdu Zerdüst kütüphanemi çeşitlendiren kitaplar olmuştu.


Evine kapanmış biri değildim artık, uzak mahalle ve coğrafyalarda geziniyordum. Meriç üzerinden okuduğum yazarlar, karıştığım hikâyeler ve duyduğum sesler, beni yüzlerce ağacın, börtü-böceğin olduğu bir ormanda yürütüyordu. Meriç yetkin bir baba, bir üstad olmuştu bana; burunlarını ormanın içlerine doğru uzatan patikalara soktuktan sonra da kaybolmuştu. Asırlık ağaçların ve kadim uğultuların içinde, az yürünmüş yolların başındaydım. Kafam karışmıştı. Düşüncenin katmanlı ve çatışmalı evrenine karışmışken ‘ev’e de dönemezdim. Yapacağım tek şey vardı: patikalardan iz sürmek…

 

Hep bunu yaptım! Kıvrım kıvrım uzayan sayısız yolculuklar yaşadım, çatallaşan yolların ve yakamı bırakmayan tedirginliklerin içinde kendime yönler seçtim. Yoruldum, düştüm, kalktım, yine yürüdüm. Edebiyattan felsefeye, felsefeden edebiyata, yazardan yazara, kitaptan kitaba, bir ülkeden diğerine gittim. Öğrenciliğim bitti, kitaplarım çoğaldı, kütüphanemde yeni kitaplara yer kalmadı ama ben kitabevlerine gitmeye devam ettim. Beklediğim duraklarda, bindiğim otobüslerde, vardığım yerlerde bana eşlik eden hep kitap oldu. Hayatım; kelimelerin, cümlelerin, hikâyelerin, konuların koynunda geçti. Girdiğim yollar, vardığım isimler, içine düştüğüm hikâyeler, topladığım o kadar cümle ‘eski ben’imi yıktı, bana ‘yeni ben’ armağan etti. Daha doğrusu, doğarak eklendiğim hikâyeden alındım, kendi hikâyemin öznesi kılındım.


Devam edecek…
 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN