Kültür Dünyası
Kültür Dünyası


  ÖNE ÇIKAN HABERLER
  • Yüksek Yetenek 30
    Yüksek Yetenek 30
  • Yüksek Yetenek 29
    Yüksek Yetenek 29
  • Yüksek Yetenek 28
    Yüksek Yetenek 28
  • Yüksek Yetenek 27
    Yüksek Yetenek 27
  • Yüksek Yetenek 26
    Yüksek Yetenek 26
  • Yüksek Yetenek 25
    Yüksek Yetenek 25
  • Yüksek Yetenek 24
    Yüksek Yetenek 24
  • Yüksek Yetenek 23
    Yüksek Yetenek 23
  • Yüksek Yetenek 22
    Yüksek Yetenek 22
  • Yüksek Yetenek 21
    Yüksek Yetenek 21

YAZARLAR

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 30 Aralık 2017, Cumartesi 05:37 - Son Güncelleme: 2 Ocak 2018 Salı, 09:08
Font1 Font2 Font3 Font4
İki farklı dünya

Peki sağcı, solcu, anti- emperyalist, enternasyonalist, çevreci, hazcı, vur patlasın çal oynasıncı gibi birbirinden farklı gözüken bu kesimlerin gerçek karakteri ne?

Cevap açık…

Seküler hayat tarzına meftunlar.

Daha doğrusu, dinin ( cenaze vb işler ve ruhsal buhran anları gibi özel olarak çağrıldığı durumlar hariç) mümkünse hiç ortada görünmediği bir toplumsal hayat istiyorlar.

Sağcılıkları, solculukları falan işin vitrin yanı. Vitrine takılmayıp dükkândan içeri girerseniz, ellerindeki tek malın seküler hayat tarzı olduğunu anlarsınız.

O yüzden yaptıkları ittifaklara, dün öyle bugün böyle söylemelerine şaşırmanın âlemi yok!

Dikkat ettiğinizde görürsünüz ki, fikirleri çeşit çeşittir fakat dinden ve dindarlardan “tiksintileri” hep aynı çizgidedir.

Haşmet Babaoğlu

 

Kredi kartı, bonus, faiz, döviz, borsa, arsa, otomobil, futbol, gurme, gastronomi, kakara kikiri laylaylom, politik gevezelik, kariyer, başarı, ego, magazin kelimelerinden oluşan bir dünyada yaşıyorlar.

Son derece seküler bir dünyada…

Seküler görüyorlar, seküler düşünüyorlar, seküler konuşuyorlar.

Kelimeleri, cümleleri, bakış açıları, durdukları, konumlandıkları, konuşlandıkları yerler de seküler…

İnsanı, dünyayı ve hayatı kredi kartının daracık penceresinden izliyorlar.

Maddi tat, zevk ve iştahları tanıyorlar, anlıyorlar, biliyorlar.

Manevi zevkleri bilmiyorlar.

Ellerinde ya akıllı telefon var veya tablet…

Karşılarında oyun konsolu veya televizyon.

Ekranlarda 7/24 dönen o üç yarışma programının hipnozundan çıkamıyorlar, çıkmak istemiyorlar.

Böyle bir hayat tarzından şikâyetleri var mı?

Yok.

Peki, içinde yaşadığımız dünyanın, onların yaşadığı dünyayla uzaktan yakından alâkası var mı?

Yok.

İçinde yaşadığımız dünyada neler var?

Yaratan, Yaşatan, iman, dua, tevekkül, ibadet, ölüm hakikati, ahiret düşüncesi, günah-sevap, helal-haram, yardımlaşma, karşılıksız iyilik, rahmet, merhamet…

Evet…

Kur’an-ı Kerim ve Fahr-i Kâinat Efendimiz’in (asm) tarif ettiği dünya, böyle bir dünya.

Yani iman ve salih amellerin, hakkı ve sabrı öğütlemenin en önemli gerçekler olduğu bir dünyadan bahsediyoruz.

Oysa postmodern neoliberal geç kapitalizm, böyle bir tablo çizmiyor.

Seküler düşünce böyle bir tablo çizmiyor.

Yaşadığımız dünyanın gerçek yüzünde reel faiz, nominal faiz, üretim-tüketim kalıpları, bilançolar, Euro-Dolar pariteleri yok. Bunların beş para kıymeti yok.

İçinde yaşadığımız dünyada, gerçek dünyada şunlar var:

Sünnet-i Seniyye, Mevlid-i Nebî, ahlâk-ı peygamberî…

Yasin-i Şerif, Ayetül Kürsî…

Hüsn-ü niyet, hüsn-ü nazar…

Seküler düşünce bunlardan anlar mı?

Anlamaz.

O halde seküler düşünceye meydan okuyalım haydi gelin:

Nereden gelip nereye gidiyorsun? Necisin? İnsanı, kâinatı ve hayatı yaratan kimdir, yaşatan kim? Dünya sadece buradan mı ibaret? Uzayda bir saatte 108.000 kilometre hızla uçan dünyamızın rotasını kim çizdi? Bu rotanın istikameti neresi? 15 milyar yıldır yaşamakta olan kâinat, bir 15 milyar yıl daha yaşar mı?

Nasıl sorular ama?
Ne oldu, bu sorular çok mu derin?

O halde yine Haşmet Babaoğlu’na sözü bırakalım:

“Kimim ben? Nereden geldim, nereye gidiyorum? Neden yok olacağım? Hayatta ne işim var?.. Bu soruları başınızı yastığa koyduğunuzda gözlerinizi uyku için yummadan önce bir sorun bakalım kendinize… Sorun da görün bakalım, hiçbir ‘yurttaşlık bilgisi’nin cevaplamaya yetmediğini… Hangi politik broşür, hangi ‘kimlik siyaseti’ ve toplumsal aidiyet duygusu böyle bir soruyu mertçe ve cepheden göğüsleyebilir?”

Hakikaten insanı düşündüren, cevabı bulunması gereken sorular bunlar.

Kallâvi sorular.

Bu soruların cevaplarını seküler düşünceden isteyin bakalım…

Alacağınız cevaplar bellidir:

“İlgilenmiyorum bu sorularla… Derine dalma… Boşver bunları hayatını yaşa… Daha gençsin, hayatın tadını çıkar…”

Eğri oturup doğru konuşursak, seküler düşüncenin insanlığa maliyeti çok yüksek oldu:

Kapitalizm, komünizm, iki büyük dünya savaşı, vahşi rekabet, sömürge imparatorlukları, sahipsiz ve başıboş bir insan ve kâinat tasavvuru… Doğal seleksiyon, zayıflar elenir, güçlüler hayatta kalır… Tesadüflerle dolu bir dünya, çatışma teorileri, insan insanın kurdudur anlayışı… Materyalizm, nihilizm, hedonizm… Haram para-faiz üzerine kurulu bir dünya, altta kalanın canı çıksın anlayışı… Anlamsız ve amaçsız yaşama felsefesi, vur patlasın çal oynasın!

E daha ne olsun?!

Bakın şimdi…

Eğer seküler gözlerle, seküler gözlüklerle yaşadığımız dünyayı anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyorsak… Her şeyi yanlış anlıyoruz, yanlış anlamlandırıyoruz demektir.

Bunca ateşin, kanın, huzursuzluğun kaynağında seküler düşünce var hâlbuki…

Şimdi ABD’yi, bir zamanların Sovyet Rusyasını sınır tanımaz biçimde saldırganlaştıran, seküler düşünce değil mi?

Kızılderili ve Zenci katliamları seküler düşüncenin etkisinde yapıldı.

Şu anda Vahşi Batı’ya hükmeden İslam düşmanlığının arka planında yine seküler düşünce var.

Postmodern neoliberal geç kapitalizmin bakış açısıyla, yaşadığımız dünyayı doğru anlamak, doğru anlamlandırmak imkânsız.

Seküler düşünceyle anlamak imkânsız.

Böylesine dinden uzak, maneviyata yabancı bir dünyada merhamet, karşılıksız iyilik, yardımseverlik, bereket olur mu?

Seküler gören seküler düşünür, seküler düşünen, her şeyi yanlış anlar.

 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN