Kültür Dünyası
Kültür Dünyası


  ÖNE ÇIKAN HABERLER
  • Yüksek Yetenek 30
    Yüksek Yetenek 30
  • Yüksek Yetenek 29
    Yüksek Yetenek 29
  • Yüksek Yetenek 28
    Yüksek Yetenek 28
  • Yüksek Yetenek 27
    Yüksek Yetenek 27
  • Yüksek Yetenek 26
    Yüksek Yetenek 26
  • Yüksek Yetenek 25
    Yüksek Yetenek 25
  • Yüksek Yetenek 24
    Yüksek Yetenek 24
  • Yüksek Yetenek 23
    Yüksek Yetenek 23
  • Yüksek Yetenek 22
    Yüksek Yetenek 22
  • Yüksek Yetenek 21
    Yüksek Yetenek 21

YAZARLAR

Hülya Günay
Hülya Günay
Eklenme Tarihi: 15 Aralık 2017, Cuma 00:15 - Son Güncelleme: 15 Aralık 2017 Cuma, 00:15
Font1 Font2 Font3 Font4
İstikamet – Mustafa Uslu Hikâyeleri üzerine

Eğitimci, yazar Mustafa Uslu; pek çok köy çocuğu gibi ilk ve asıl işinin çobanlık olduğunu ifade eder. Çobanlığın yanı sıra çift sürdü, orak biçti, harman savurdu, bostan bekledi, ormandan odun kesti, yağmurda ıslanıp güneşte yandı, sakalık edip su taşıdı, pamuk tarlalarında çalıştı, amatör olarak ta futbol ile ilgilendi. Okula başlamadan okuma yazmayı öğrendi. Köy evinden dönüştürülmüş tek derslikli yapıda ilkokul okudu, dört öğretmen gördü. Uşak-Eşme İmam Hatip Lisesi’nde okudu, ardından DEÜ Eğitim Fakültesi Türk Dili Ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. 1986 yılına kadar gaz lambasının sarı ışığında ders çalıştı. 1988’de Milli Eğitim Bakanlığı’nda öğretmen olarak göreve başladı. Çeşitli liselerde öğretmenlik, müdürlük yaptı. Halen Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yönetici olarak görev yapmaktadır.

 

Hayatı her hali ile yaşayan, kitaplarında da yaşatan yazar; dağları, ovaları, köyleri öyle güzel, öyle içli tasvir eder ki sizi sürükleyip mis kokan çayırların, çimenlerin içine sürükler, bir köy kahvesinde tavşankanı çay içerken bulursunuz kendinizi. Öyle iyi gözlem yapıp, hayatın içine çeker ki okuyucuyu iyi ile kötü, hüzün ile sevinç, kıskançlık, hasetlik, doğrular, yanlışlar başarılı bir şekilde işlenir hikâyelerinde hissiyat hâkimdir. Bir taraftan da; öğretmen, okul müdürü, halen devam etmekte olan idarecilik tecrübesi ile eğitim hayatının her kademesinde bulunup, aksayan yönleri, eğitimcilerin eksiklikleri, ülkemizin kalkınmasında geri kalınan noktalar eleştirel olmadan tecrübelere, yaşanmışlıklara dayanarak yorumsuz aktarılır. İyi bir gözlemci, iyi bir yönetici ve eğitimci, duygusal, hassasiyetleri olan iyi bir insanın; gözlem, tecrübe, duygusallık ile yoğurup okuyucularına sunduğu Ömer Seyfettin tadında eserleri okumaya doyum olmaz.

 

İnsan kişiliklerinin, tahlillerinin başarılı yansıtıldığı yönü ile bakınca psikolojik, köy, okul, eğitim, aile, cami gibi sosyal dengelerin işlendiği açılardan bakınca sosyolojik, her bir kitapta mutlaka öğrenciye, anne, babaya, insana mesaj veren yönlerine bakınca eğitim; toplumsal fayda odaklı, çalışmalar. Bunlara ek olarak doğanın, çevrenin, insanların başarılı tasvirleri, tekerlemeler, atasözleri, şiirler, maniler ile son derece akıcı bir üslupla kaleme alınmış edebi yönü güçlü eserler.

 

‘’Bahar Gelince’’ de çiçekler açıp, yüreğinizde kelebekler uçarken, iyilerin çok olduğu içlerinde pirinç taşı misali olan kötünün eriyip gitmesi hayata dair ümit verir okuyucuya. Şehir, köy, köylü, kentli, iyilik, niyet, hedef koymak ve başarmaya dair birçok kavram başarı ile işlenir.

 

‘’İstikamet’’ kitabını elinize alınca kapakta hâkim olan hüzün sizi de sarıverir. Karanlığın içinden yansıyan ışık ile ümidi görüp, sayfaları çevirmeden daha kapakta iken hikâyenin içinde belki de kendinizden bir parça bulma ihtimali, bir yerlere sürükleyeceğinizi bilme merakı ile sayfalarda ilerlemeye başlarsınız.

 

Kıskançlık önce kişinin kendisini yiyip, tüketirmiş.

 

’’ ‘Çocuğa ne yapıyorsun?’ demişler, Büyüğün yaptığını yapıyorum.’ Demiş.’’ Hain, hin ince Ramazan; oğlu Bayram Ali ve Âşık Ömer ile oğlu Mehmet hikâyenin ana kahramanları. Olay okulu, suyu olmayan bir köyde geçer. Köylüler çocuklarını okumak için kazaya yatılı okula göndermek durumundadır. Cami imamımın telkinleri ile çocuklar okumaya gönderilir. Mehmet hedefine giden yolda ayağına batan taşlara, babasının vefatına, üzerine atılan çamurlara takılmadan temizlemeye kalkmadan hedefine odaklanır sonunda doktor olur, köyüne, insanına hizmet götürür. Bayram Ali ne yapıp edip İmam Hatip’ten kurtulur, karma liseye geçer geçer geçmez de Gamze’ye tutulur.

 

‘’Anladım ki: Sevda, gençlik, şeref, şan…

 

Asılsızmış şu yalan dünyada. ‘’ şair anlamış ta Bayram Ali eğitim hayatını, geleceğini tükettikten sonra anlayacaktır bu gidişle… Babası sanki ona okuma oğlum git alkole, sigaraya alış, kahveci ol demiştir…

 

Seyyid Burhaneddin; ‘’ Denizdeki canavarı görüp korkma, içindeki canavarı görmeye bak.’’ Demiş. İnce Ramazan’da içindeki canavarın esiri olup yutulurken arkasından ihtirasları, cahillikleri ile oğlu da sürüklenmiş.

 

İyi ile kötü, doğru ile yanlış, kazananlar ve kaybedenlerin savaşı değil; cahilliğin, kıskançlığın ağır bedeli, İlahi adaletin tecellisi, insanların akıbetlerini göreceksiniz hikâyede.

 

Belki de verdiği en önemli mesaj; hırslarımızın, cahilliklerimizin bizi esir etmesine müsaade ederken çocuklarımızın da elimizden kayıp gitmesine sebep olması. Çok bilsek te bir bilenin fikrine her daim muhtacız. Çocuklar asla kendi haline bırakılmamalı, biz uyurken iş işten geçmiş olur, kayıp giden bir daha asla dönmeyecek olan pırıl pırıl bir gencin hayatı olur.

 

Erkam Yayınları tarafından basılan kitap 160 sayfadan oluşuyor. Eğitimci olmanın sorumluluklarını yerine getirip, öğrencilerine verdiği emeğin sesini kitapları ile geniş kitlelere duyurmaya çalışan;  çalışmalarına aralıksız devam eden Kıymetli eğitimci- yazarımızın kalemine ve yüreğine sağlık.

 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN