Kültür Dünyası

YAZARLAR

Yakup Tutum
Yakup Tutum
Eklenme Tarihi: 4 Ocak 2018 Perşembe, 06:56 - Son Güncelleme: 4 Ocak 2018 Perşembe, 06:56
Font1 Font2 Font3 Font4
Ölüm son değildir

Bir kaç gün boyunca çalışma masamın üzerinde durmuş ve nihayetinde okuma sırası ona gelmişti; güzel bir ismi vardı bu kitabın, ‘Ölüm Son Değildir’… Tam da bu kitabı okuyarak, otobüs ile Cağaoğlu’na gidiyordum. Ölüm hakikatini okuyarak, tefekkür ederek yolculuk halindeyken, bir arkadaşımın gönderdiği mesaj ile haberdar oldum. Bir ÖLÜM haberiydi bu. Bir dost veda etmişti bu aleme. Oysa daha bir hafta geçmemişti Hasan hocanın ölümünü haber alalı! İkinci ölüm haberi, ikinci yıkım.

 

2017’nin son haftası iki yakın tanıdığım insanın ölümüyle sarsıldım. Biri İzmir’den tanıdığım, her zaman güleryüzlülüğüyle, hoş muhabbetiyle anımsayacağım, Türkiye milli takımına bir çok talebe yetiştirmiş tekvando hocası Hasan hoca… Bir diğeri de 5 yıl kadar önce aynı radyoda birlikte çalıştığım, o dönem aynı evi paylaştığım arkadaşım Abidin. İkisine de Mevla rahmet eylesin.

 

Merhum Selim Gündüzalp, ‘Ölüm son değildir’ kitabında ölümü insana öyle güzel anlatıyor ki… Seviyorsunuz ölümü. O’nun korkunç bir son olmadığını idrak ediyorsunuz. Kaybedişler insanı üzüyor ama bir gün kavuşmanın da olacağını düşününce, üzüntünüz yerini sürura bırakıyor. Demek ki her kaybediş aslında ebedi kayıp olmuyor bu alemde. Bazen kaybettiğimiz zamanlar da, kazanmaya başlamış oluyoruzdur, kim bilir…

 

Hadiselerin arka planını bilemiyoruz. Çok defalar başıma gelmişliği vardır. Yaşadığım bir çok olumsuzluğun hemen ardından, aslında o kötü durumun benim hayrıma olduğunu, aslında yaşadığım o olumsuzluğun benim için faydalı olduğunu gördüm. Olayların birazcık arka planlarını görmek gerekiyor. Yaşanmış ve yaşanacak hiç bir şey yok ki, Yaratıcı’nın bilgisinden beri olsun. O nedenle Yaratıcı’dan isterken, ‘en hayırlısı’nı istememiz, dualarımızı hep bu yönde yapmamız gerekiyor.

 

Çok zengin ve itibar sahibi bir adam ama mutsuz. Sonra bir gün her şeyini terketmeye karar veriyor ve manevi huzurun peşine düşüp, onu elde etmek için her şeyini satıyor, bulunduğu yerleri terkediyor. ‘Ferrarisini Satan Bilge’de Robin Sharma çok güzel hikaye eder bu durumu. Aslında kaybetmemiş, kazanmıştır hikayemizin kahramanı. Dünyaya sadece mal biriktirmeye gelmedik hiç birimiz. Huzura erişmek amacımız. Biz müslümanların ulaşmak istediği huzur sadece bu dünya ile sınırlı da değil. Sonsuzluk Alemi’nin de huzurunu arıyoruz her birimiz.

 

Cahit Sıtkı, "Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında / Bir namazlık saltanatın olacak / Taht misali o musalla taşında” cümleleriyle, bize işte bu ölüm gerçeğini, bir gün hepimizin bir cami köşesinde duran, o soğuk taşa uzanacağımızı hatırlatıyor. Sonsuzluk Alemi’ne atılan ilk adıma bir binek taşı gibi gelmiştir bana hep musalla.

 

Yakınız aslında her birimiz toprağa… Uzak görüyorsak kendimizi, o zaman bir sorunumuz var demektir. Ölenleri, ardında her şeylerini bırakıp gidenleri görmüyoruz demektir. İbret almıyor, onlar gibi kendimizin de yarın ya da öbür gün gideceğimizi hesap etmiyoruz demektir. Ama hesap etmemiz gerekiyor. Düşünmemiz, ders almamız gerekiyor. Çünkü Ölüm Meleği kapımızı tıklattığı zaman, açılacak olan o kapının ardında sadece biz olacağız. Kapı açılacak ve en yakınlarımıza veda bile edemeden, o kapıdan çıkıp gideceğiz.

 

Ziya Osman Saba’nın da dediği gibi, “Gece, gündüz, hayat, ölüm içiçe”. Yine aynı şairimiz,Şu musalla taşında bir namaz yatacağım” derken bize işte hayatın en önemli gerçeği olan ölümün hakikatini çok veciz bir şekilde anlatır.

Ziya Osman aynı şiirinde, “Bir tabutun içinde sır vermeden gidenler, / Orda, beyaz taşlarla yıllardır beni bekler, / Benim de gözlerime yakın olsun toprağım” der. Ne güzel bir ifadedir, bu dünyadan ötelere açılan kapının başlangıcı toprak ve ona yakın olmak…

Tıpkı Necip Fazıl’ın bir şiirinde vurguladığı gibi; “Ölecegiz; müjdeler olsun, müjdeler olsun! / Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!”

 

» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN