Binali Yıldırım, mızmız kedi ve millet kütüphanesi

Tarihçi yazar Dursun Gürlek İsmail Saib Sencer’i yazdı.

Ak Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım ile ilgili bir haber geçen gün bir çok gazetede yer aldı. Kucağındaki kediyi okşayan başkanın bu sempatik görüntüsü dikkatimi çektiği için haberi dikkatli bir gözle okudum. Seçim çalışmalarını Küçükçekmece’de sürdüren Sayın Binali Yıldırım’la alakalı haber şu cümlelerle sona eriyor:

“Yıldırım, ardından Küçükçekmece Çamlık Millet Kütüphanesi’ni açtı. Yıldırım, hiç çivi kullanılmadan ahşaptan inşa edilen ve elli bin kitaba ev sahipliği yapacak Çamlık Millet Kütüphanesi’nin açılışını yaptı. Yıldırım, bu sırada çevrede bulunan ‘Mızmız’ isimli bir kediyi fark edince kucağına alıp sevdi.”

Binali Bey’in bu kedili fotoğrafı bana bir zamanlar adı “Kedili Kütüphane”ye çıkan Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ni ve kırk yıl hafız-ı kütüplüğünü (müdürlüğünü) yapan büyük kitabiyat âlimi İsmail Saib Sencer Hoca’yı hatırlattı. Kitaplara duyduğu muhabbet kadar, kedi sevgisiyle de tanınan büyük kültür adamını – geliniz – yakından tanımaya çalışalım.

Meşhur Türk tarihçilerinin yanı sıra, Avrupalı Doğubilimciler (şarkiyatçılar) bir ortak noktada birleşiyorlar; Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin müdürü allame İsmail Saib Hoca’nın kafasının içi, müdürlüğünü yaptığı kütüphaneden daha zengindi, diyorlar. Türk ilim adamlarının büyük bir bölümü de, merhum için “Kütüphanedeki kütüphane” sözünü kullanıyorlar. Memnuniyetle belirteyim ki adı İsmail Saib Hoca’yla özdeş hale gelen bu kitap hazinesinde ben de birkaç defa konuşma yapıp oradaki manevi havayı yakından hissettim.

Efendim, bu ülkenin yetiştirmiş olduğu dört dörtlük bir kütüphaneci olan İsmail Saib Sencer, eski adı “Darülfünun” olan İstanbul Üniversitesi’ndeki hocalığından ayrılmak zorunda kalınca Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin ikinci müdürü olarak burada göreve başladı. Devir Cumhuriyet devri olmasına rağmen, “Biz böyle geldik, böyle gideriz!” diyerek vefat edene kadar sarığını, cübbesini çıkarmadı, yani Osmanlı ilmiye kıyafetini 1930’lu yıllarda da giymeye devam etti. Daha da şaşırtıcı olanı şu ki, kendisine en büyük saygıyı ve ilgiyi Cumhuriyet Halk Partisi’nin o zamanki Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel gösterdi. Bakan Bey, Hoca’nın karşısında el pençe divan durmayı, bir nevi şeref telakki etti. Bu sözlerimizin doğruluğunu Yücel’in kaleme aldığı bir kitap ispatlıyor. Hasan Âli Yücel, “Mevlânâ’nın Rubaileri” isimli eserine Hazreti Pir’in elyazısını da ilave ediyor. Bakan Bey, tarihi özelliği ve güzelliği olan bu yazıyı nasıl keşfettiğini anlatırken sözü ünlü kütüphanecimize getiriyor ve şunları söylüyor: “Şimdiye kadar Mevlânâ’nın el yazısını, basılmış, basılmamış hiçbir yerde görmemiş ve görene de tesadüf etmemiştim. Rubaileri bastıracağımı kendisine söylediğim müderris (profesör) Şerefeddin Bey, Umumi Kütüphane’nin müdürü muhterem Üstad İsmail Saib Efendi’nin bu hususta malumatı olduğunu bana söylediği zaman, manevi kemaline büyük saygı beslediğim bu büyük bilginimize gittim. Her zamanki tevazuu ile kendisinde bulunan bir kitabın içinde Mevlânâ’nın el yazısı olduğunu ve kitabı getireceğini söyleyince çok sevindim. Bu sevincin kıymetini, büyük insanların büyük ruhlarına kıymet verenler kolay takdir ederler.”

1932 yılında Remzi Kitabevi tarafından yayımlanan bu kitabın sayfalarını sizler de çevirirseniz hem bu satırları kaynağından okumuş olursunuz, hem de Gönüller Sultanı Hazreti Mevlânâ’nın el yazısına nazar ederek gözlerinizi dinlendirirsiniz.

Bu sahanın büyük uzmanlarından kabul edilen Abdülbaki Gölpınarlı’nın ifadesiyle İmam-ı Gazali kadar mütekellim, Fahreddin-i Razi kadar müfessir, Mevlânâ kadar âşık, Hacı Bayram-ı Veli kadar vukuf ehli olan İsmail Saib Sencer, aynı zamanda tam bir hafıza şampiyonu idi. Başı sonu eksik bazı yazmaları hafızasından tamamladığına yakın dostları şahitlik ediyor. Sadece Gölpınarlı değil, o devrin diğer büyük ilim adamlarıyla birlikte meşhur tarihçileri de İsmail Saib Hoca’nın ne büyük bir allame olduğu – iftiharla – dile getiriyorlardı. Mesela Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı Hoca’nın vefatından sonra, Türk Tarih Kurumu’nun yayın organı olan “Belleten”de yayımladığı bir makalede, “On yedinci yüzyılın mütebahhir âlimi (ilmi okyanuslar kadar engin olan bilgini) Kâtip Çelebi; hocamız, üstadımız İsmail Saib Sencer’in yanında, ancak bir ilk okul öğrencisi kalır” diyordu.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, kitapları kadar kedileri de seven İsmail Saib Efendi’nin müdürlüğü zamanında Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin adı, “Kedili Kütüphane”ye çıkmıştı. Hoca kitap okurken kucağına yerleşen, omzuna çıkan, sarığına tüneyen bu sevimli yaratıkları rahatsız etmemek için, bazen saatlerce yerinden kımıldamıyordu. Kütüphanecilerin efendisi olan bu büyük bilgin, 1940 yılının Mart ayında vefat edince hem etrafında pervane olan ilim âşıkları, hem kitaplar yetim kaldılar. Kedilerini mi soruyorsunuz, onlar da hocanın vefatına tekaddüm eden günlerde birer birer öldüler. Abdülbaki Gölpınarlı’nın oğlu Yüksel Gölpınarlı’nın sahaf dükkânında dinlemiştim. Kedilerin hepsi ölüp de tek bir kedi kalınca dostlarından biri, duyduğu şaşkınlığı dile getiriyor. İsmail Hoca, arta kalan kediyi göstererek şu kısa ve anlamlı cevabı veriyor:

O, bizi bekler, diyor. Gerçekten de “Kedili Kütüphane”nin müdürü de Hakk’ın rahmetine kavuşunca o tek kedi de Hazretin ayak ucunda ölüyor.

İsmail Saib Hoca’nın ilmine, ahlakına ve faziletine âşık olan ve dizinin dibinden ayrılmayan bir şarkiyatçı vardı ki, adı Oskar Reşer’di. Daha sonra Müslüman olup Osman Reşad adını alan bu Alman mühtedisi, Hoca vefat edince, “İsmail Saibsiz bir dünya yaşanmaya değmez!” diyerek intihara teşebbüs etti. Merhum Mahir Hocamız “Yılların İzi”nde bu konuya temas ediyor.

İşte içinde bulunduğumuz Mart ayı, bu büyük kütüphanecimizin vefat yıldönümü. 22 Mart’ta, önce Merkezefendi’deki kabri ziyaret edilecek sonra da 40 yıl müdürlüğünü yaptığı Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde sempozyum düzenlenecek. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün tertiplediği, benim de konuşmacı olarak katılacağım bu programa, kütüphaneler şehri olan İstanbul’un müstakbel Belediye Başkanı Binali Bey’i de davet ediyorum.

Dursun Gürlek / Yeni Şafak

Editör

Editör

Sitenin içerik güncelleme işini üstlenen kişileriz. Kültür sanata dair haberleriniz olursa bize ulaştırmaktan çekinmeyin lütfen... haber@kulturdunyasi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir