Monolog yahud sıradan bir Cumartesi

Adına “İnsan” demişler. Homo Sapiens Latincesi. Allah seni kendine halife ilân etmiş, öyle çok değer vermiş.

Harika bir gün!

Hava berrak, kuşlar cıvıldaşıyor, sağlıklıyım, aşım var, işim var, sıcacık yatağım var…Bu güzel sabah bana bir kucak dolusu neşeyle mi geldi acep?

Şöyle harika bir cumartesi kahvaltısı yaparsam değmeyin keyfime.

Hiç kimse neşemi kaçıramaz bugün. Çok mutluyum çookk!

Bakkala gidip gazete ve taze ekmek almalıyım.

Aaa! Bu merdivenler neden böyle kayıyor? Sabunlamışlar mı ne?

Aman, hay allah, nasıl da düştüm ya hu!

Bir kaldıran da yok adamı. Ölsek burada, kimsenin haberi olmayacak. Bu kadar gürültü yaptık, bir komşu da merak edip ne oluyor, diye kafasını dışarı uzatmaz mı evinden? Neyse ki kırık çıkık yok, sağımda solumda ağrı sızı olmadığına göre…

Bakkalın kapısı açık; ama içerde ne ses ne nefes.

Kardeşim! Madem kapın açık, niye içerde değilsin? Madem içerde değilsin, niye kapını kilitlemiyorsun? Sen lavabodan dönünceye kadar burada beklemek zorunda mıyım? Sen beni çırak diye mi tuttun sabah sabah?

Çok şükür gazete ve ekmeği aldık. Sâlimen eve bir varsam…

Ne?

Oğlum, utanmıyor musun arabanın küllüğünü kaldırıma boşaltmaya?

Burası babanın arsası mı?

Hooop, sana söylüyorum!

Ne demek sana ne? Bana olmayacak da kime ne olacak? Evine döküyor musun bu küllüğü?

Kaç, kaç… Anca gidersin!

Hayret bir şey ya hu!

Günaydın efendim!

Hoppala! Bu da selamımı almaz. Hayır, küfür de etmedik, niye günaydınımıza cevap vermez ki?

Beşüş suratlı.

Sanki babasına sövdük. İki göz, bir kaş geçip gitti yanımdan.

Yürrüüü, anca gidersin!

Iııığğğğ…

Ya arkadaş, o nasıl tükürmek ya!

Olmaz ki, böyle de tükürülmez ki!

Ciğerinin bütün ifrâzâtını ağız dolusu sergilemeseydin abicim, bizimki de mide… Bu kadarını kaldırmıyor, anlıyor musun? Tabak gibi balgam. Üstüne basan olur, gözüne takılan olur, bize yazık etmeyin böyle. Ayıptır!

İşaret ver aga, işaret ver. Geçsem geçemiyorum, dursam niye durayım, evim karşı sırada. Sağa mı döneceksin, sola mı, bilemedim. Müneccim değilim ki ben? Şu telefonu elinden bi bırak da sen de ne yapacağına karar ver. Beklerken akşam oldu.

Sinyal sinyal, sinyal ver, alooo!

Bak parmaklarıma, açıp açıp kapatıyorum. Anla be abicim!

Off! Evime sağ salim varsam, bir şey istemeyeceğim. Şükür yaklaştım.

Pisi pisi, güzel pisicik! Ne güzel şeysin sen, nasıl da arsızca bir sevimlilikle sürtünüyorsun bacaklarıma. Sev beni, diyorsun değil mi? Senin o güzel tüylerini sevsinler. Mırıltılarını sevsinler.

Gel, sana taze ekmekten vereyim.

Yemiyor musun?

Niye?

E, yemezsin tabii. Cici ablalar sizi salamla sosisle besliyor.

Kusura bakma cicim, bende o tür mâmülattan yok. Kendim bile alıp yiyemiyorum; ama istersen bir ekmeğimi seninle bölüşürüm. Kardeşçe…

İstemez misin?

Canın isterse…

Hadi bana eyvallah!

Ayyy!

Amanın, arkamı dönmeye gelmedi, nerden geldi bu canhıraş kedi sesi?

Şu bizim kedicik değil mi o?

Aaaa yerde tatıyor boylu boyunca.

Ne oldu bu hayvana?

Tekme mi attı şu gençler?

Neden, ne yaptı ki hayvancık onlara? Çok çok paçalarına sürtünmüştür.

Hey Allah’ım, biz de kediciğe hayvan diyoruz!

Hiç mi sevgi, merhamet taşımazsın içinde, hödük! Gücün ağzı var, dili yok hayvancığa mı geçiyor?

Gel, gel de sana tekme nasıl savrulurmuş göstereyim!

Ah canım benim, nasıl da yatıyor yerde!

Veterinere mi götüreceksiniz? Hay Allah razı olsun sizden gençler!

İşte, öylesi de var, böylesi de…

Aman, nerden geldi bu su?

Ensemden sırtıma ok gibi girdi. Yeminle sırtıma yılan girmiş gibiyim, bütün tüylerim ürperdi.

Ablam, çiçek sula, sula ama bak bakalım balkonun altından geçen var mı! Varsa, bekle az biraz. Ölmezsin. Bak, bütün tüylerim hazırolda bekliyor. Rahat komutunu da dinlemez bunlar şimdi. Cık cık cık…

Şok üstüne şok!

Neler oluyor bu insanlara, anlamadım.

Kardeş, hooopp, insansın sen, insan!

Hatırla.

Soyunun maymundan geldiğini iddia etsen bile, tekâmül etmişsin bak!

Adına “İnsan” demişler. Homo Sapiens Latincesi. Allah seni kendine halife ilân etmiş, öyle çok değer vermiş.

Kime söylüyorum?

En iyisi bir an önce evime gireyim de bir daha mecbur olmadıkça sokağa çıkmayayım.

Mecbur olmadan yaşamak mümkünse tabii…

Nurhayat Örencik

Nurhayat Örencik

Nurhayat Örencik

Edebiyatçı, hikayeci, yazar.

2 Yorum “Monolog yahud sıradan bir Cumartesi”

  1. Ruhumu eritip kalıpta dondurmuşlar adını da istanbul koymuşlar” şiiri kadar sevsemde cânım Istanbul u, bu yazının yaşandığı yer ancak Istanbul olabilir diye de düşünmeden edemedim malesef…

  2. “Ruhumu eritip kalıpta dondurmuşlar adını da istanbul koymuşlar”şiiri kadar sevsemde cânım Istanbul’u, bu yazının yaşandığı yer ancak Istanbul olabilir diye de düşünmeden edemedim malesef…
    Ellerinize de güzel yüreğinize de iki cihanda afiyet ihsan eylesin rabbim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir