Sen uyurken…

Her şey sussun ve kelimeler ait oldukları yüreklerde kalsın diye, sen uyurken dua ediyorum…

Yanımdasın. Varlığını, varlığıma karışmış gibi tüm hücrelerimde, seni bende hissediyorum. Yalnız yüzün onun yüzü sanki. İkinizin yüzü birleşmiş gibi. Bana değen bakışlarında bile o var.

Sana gelirken geçtiğim yollarda gördüğüm o uçsuz bucaksız ormanları, dağları, o bir türlü gözlerime sığdıramadığım sonsuz denizi düşünüyorum ve ardımda bıraktığım gül bahçemi özlüyorum. Ya susuz kaldıysa diye üzülürken, suya hasret çorak toprakları düşünüyorum. Gözlerimi kapıyorum, içinde her renkten; sarı, beyaz, pembe, en çok da kırmızı güllerle dolu bahçemin tam ortasında, güllerimin kokusunu doya doya içime çekerken buluyorum kendimi. Sonra ne zaman başladığını anlayamadığım bir fırtına -başı ve sonu olmayan bir afet de denebilir, hiç başlamamış ve hiç bitmemiş de olabilir- beni alıp, sert esen rüzgârıyla savururken; dağa, taşa çarpa çarpa, acıtarak, kanatarak yokluğa teslim ediyor. Kayboluyorum…

İkimiz de ruhumuzu; siyah bir gecede, yüzyıllık ağaçların sıralandığı, ıssız bir sokağın, bilinmeyen bir noktasında kaybettik. Karanlığın içinden geçerken, peşimiz sıra geldiğini zannettiğimiz ağaçlar; rüzgârları da yanlarına almış, yapraklarının hışırtısıyla birleştirerek bize anlamadığımız bir dilden fısıldamışlardı. Ne kadar çok korkmuştuk…

Dudaklarım çatlak çatlak. Acıyor. Öpmeni istemiyorum. Sana dokunmadan sana sığınmak isterken hafifçe titrediğini fark ediyorum. Soramıyorum… Aldığın nefesi içime çekiyorum ama seninle birlikte o nefesi veremiyorum. Adını bilmediğim daha önce hiç görmediğim, garip, tuhaf kokusu olan kocaman bir kelebek tam göğsümün üzerine gelip oturuyor.  Kendimi bildim bileli benimle var olan korkum etrafımı sararken kelebeğin kanatlarına değiyorum. O kanatlarla bütünleştiğimi hatta kanatların beni alıp götürmesini umut ediyorum. Ama o koku; sanki eskilerden gelmiş gibi, sanki çürümüş her şeyin simgesi gibi olan o koku midemi bulandırıyor. Biraz sonra kelebek, geçemediği duvarlara çarpa çarpa can veriyor. Ürperiyorum…

Gözlerinden onun hayali geçip gelip benim gözlerime yerleşiyor; simsiyah, kederli, suçlayıcı. Hüzün, içime dolarken başka hiç bir duyguya da yer bırakmıyor. Ne vicdan azabı ne korku ne de endişe kalmıyor bende. Yalnızca hüzün hissettiğim…

Odamız; duvarları kirli, içinde yaşayan her insanla değiştirdiği rengini, yer yer dökülen sıvalarından bize gösterirken, tozundan, kirinden utanır gibi biraz mahcup, biraz soğuk. Pencereler kapalı. Güneş, kalın perdeleri aşarak, odayı istemediğim kadar aydınlığa boğarken üzerindeki kırmızı gülleri, gözümde büyütüp canlandırıyor. Güllerin kokusu beni alıyor. Biraz olsun ferahlıyorum…

Kalkmak, gitmek, senden de uzaklaşmak istiyorum. Geride bıraktıklarımızın sesleri doluyor içime, canlı, cansız ne varsa geçmişte kalan, o son halleriyle canlanıyorlar. Sahipli olmayan hepsine ait olan nefret ve öfkeleri odayı dolduruyor. Fakat benim öfkem her şeyden daha büyük ve saklamıyorum bu sefer. Beni duyup duymamalarını da önemsemiyorum. Ne varsa söylemek istediğim, özgür bırakıyorum. Kazananı asla olmayacak bir savaş başlıyor, hayalet çığlıklar kulaklarımda uğulduyor. Güllerin kokusunu da alamıyorum artık. Aniden ortaya çıkan sert esen rüzgârlar; odamda, çığlık çığlığa duvarlarda dönenip duran tüm nefretleri ve öfkeleri sarsarak dağıtıyorlar. Sonra kulaklarımda uğuldayıp duran sesler de katılıyor onlara, yokluğa karışıyorlar.

Her şey sussun ve kelimeler ait oldukları yüreklerde kalsın diye, sen uyurken dua ediyorum…

Gülümseyerek uyandın. Gülüşün, gül bahçelerimin kokusunu bana geri getirdi. Ruhumda saklandığım yerden çıkmamı,  karanlık rüyalardan uyanmamı fısıldayan varlığınla gülen gözlerin –dikkatle baktım bu sefer gözlerinde ondan tek bir iz bile yoktu- birleşti. Huzur bu muydu?

  Pencereleri açarsam güneş içeriye gülümseyerek girecek. Bizimle kalan ne varsa eskiye ait yüreklerimizi çürüten, güneşin ışıklarıyla eriyip gidecek.

 Gülümsüyorum…

Sevda Deniz K.

Sevda Deniz

Sevda Deniz

İstanbul’da doğdu. Edebiyata doğuştan ilgili olduğunu düşünüyor. Uzun zamandır hikâye ile meşgul. Mütevazı bir hayatı var. Sen Uyurken adlı yayımlanmış bir öykü kitabı var. –Okur Kitaplığı-Mat Kitap- Çalışmaları Türk Edebiyatı, Türk Dili, Fecr-i Âfak, Aydos Edebiyat, Mahur Beste dergilerinde yayımlandı.

1 Yorum “Sen uyurken…”

  1. Biraz sonra kelebek, geçemediği duvarlara çarpa çarpa can veriyor. Ürperiyorum…

    Her şey sussun ve kelimeler ait oldukları yüreklerde kalsın diye, sen uyurken dua ediyorum

    Çok beğendim muhteşem. Yüreğinize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir