Uygarlığın dibi!

Varsa yoksa eğlence, futbol, vur patlasın çal oynasın.

Uygarlık, gereksiz ihtiyaçların sınırsız çarpımıdır.

Mark Twain

Önce gereksiz ihtiyaçları sıralayalım:

Kredi kartı, bonus, faiz, döviz, borsa, arsa, otomobil muhabbetleri, kakara kikiri laylaylom muhabbetler, futbol, magazin, politik gevezelik ve hakaretler, televizyon, gurme, gastronomi muhabbetleri, egoizm, kariyerperestlik, ölümüne-öldüresiye başarı motivasyonu.

Bunlar, en temel gereksiz ihtiyaçlar.

Eğer bunlarla söze başlayıp devam ettirirsek karşımıza şunlar çıkıyor:

Reel faiz, nominal faiz, faiz dışı fazla…

Net faiz, brüt faiz, efektif faiz…

Mevduat faizi, kredi faizi, negatif faiz…

Sabit faiz, değişken faiz, gecikme faizi…

Döviz kurları, euro-dolar endeksi…

Borsa, para, banka, finans…

Borsa bileşik endeksi…

Başka neler çıkıyor?

Devam edelim:

Televizyonlarda 7/24 dönen o üç saçma yarışma programı…

Parti patırtı kavgaları…

Sağ sol penaltı gol…

Ne sağcıyız ne solcu, futbolcuyuz futbolcu!

Gereksiz ihtiyaçların sınırsız çarpımını görebiliyoruz bu kelimelere kafa yordukça…

Sırada ne var?

200 yıllık kariyer planlamaları.

Pekiii… Ortalama ömür kaç yıl?

Yetmiş yıl… Bilemedin seksen yıl.

Çok ilginç.

Devam edelim gereksiz ihtiyaçların sınırsız çarpımına…

Üç ekran: Televizyon, akıllı telefon, tablet.

Şimdi ekranlarda 7/24 dönen o üç saçma yarışma programını izlemesen olmaz…

Televizyon demişken…

Uydu antenle mi izlenecek, internet üzerinden mi?

Bunun için gereken cihazlar ve kurulumları…

Reklamlarda gösterilen o bir üst model otomobili de almak gerekir aslında.

O otomobili diğerlerinden ayıran özellik neymiş?

Radyosunun ekranı daha acayipmiş.

Acayip derken?

Hadi boşver artık otomobili…

Sosyal medyaya en az iki saat gerekir…

Henüz yeni başladık uygarlığın tarifine.

Falan partinin genel başkanı öbürüne nasıl bağırrmış ama?

Çok iyi bağırmış.

Pekiiii… Öteki genel başkan onun altında kalır mı?

Kalmaz.

Nasıl cevap vermiş?

O da bağırmış.

Aman ne güzel…

Sırada yeme içme muhabbetleri var.

Makarna sosları, salatalar, garnitürler… Ana yemekler, ara sıcaklar… Börekler, ızgaralar…

Bütün bunları hazmetmek kolay mı?

Desene bu uygarlık mutfakla tuvalet arasında gidip gelen bir uygarlık.

En azından görüntü böyle.

Gurme ve gastronomiden söz açılmışken…

Diyet, diyetisyen, obezite konularına girmeden olmaz.

Elbette olmaz.

Kredi kartı ve bonuslarla alınan ev eşyalarını da konuşmak gerekir.

Çamaşır makinesi, makine deterjanı, renklilere ayrı, beyazlara ayrı deterjanlar… Yumuşatıcı… Koyu renklilere ayrı, açık renklilere ayrı…

Her gün, her saat, her dakika yeni modelleri çıkan mobilyalar, perdeler, dolaplar… Halılar, bulaşık makineleri, elektrikli süpürgeler… Televizyonlar, oyun konsolları…. Akıllı telefonlar, tabletler… Normal kahve makineleri, filtre kahve makineleri… Bunların hepsini kredi kartıyla, gerçek fiyatından çok daha pahalıya taksitle alabiliriz. Gereksiz ihtiyaçların sınırsız çarpımı yani.  

O bahsettiğin arsaya alışveriş merkezi mi yapılacak, site mi?

Bundan bana ne?

Anlamadım.

O arsadan sana ne?

Laf olsun torba dolsun diye konuşuyoruz işte…

Lafla pilav pişerse deniz kadar yağ benden…

Bu uygarlıkta maneviyata, manevi değerlere yer var mı?

Hastalara, öksüzlere, yetimlere, kimsesizlere, musibetzedelere, garip gurabaya, fakir fukaraya, ihtiyarlara, felaketzedelere, zayıflara, kuvvetsizlere, muhacirlere, göçmenlere, merhamete yer var mı?

Hayır, bu uygarlık, vahşi rekabete, kuvvete, acımasız bir mücadeleye, maddi zevk ve iştahlara  dayanan bir uygarlık.

Bu bir tüketim uygarlığı!

Seküler törenler, yortular, kutlamalar, ayinler uygarlığı. Maneviyatsız olmuyormuş demek ki. 

Ev-işyeri-otomobil arasına sıkışmış, daralmış, daraltan bir uygarlık.

Bu uygarlıkta kuvvetliler ayakta kalır, zayıflar elenir.

Bu uygarlıkta her şey sahipsiz, başıboş ve seküler.

Bu uygarlıkta helal haram kaygısı, bir anlam kaygısı, bir anlam arayışı yok. Kulluk yok, ibadet yok. Zaman yok, tefekkür yok, durup düşünmeye vakit yok. Sohbet ve muhabbet yok.

Alabildiğine şişkin ve gürültücü egolar… Burnu havada, havalı, balon gibi, deeeeevvv gibi kibirli egolar…

Varsa yoksa eğlence, futbol, vur patlasın çal oynasın.

Nefes nefese, sürat tutkunu, hız tutkunu bir uygarlık!

Olmaz olsun böyle uygarlık.

Necati Kağan Çetin

Necati Kağan Çetin

Necati Kağan Çetin

1973'te Denizli'de doğdu. Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Okuma, yazma, müzik meraklısı, editör. Özgür ve Bilge dergisinde 2001'de başlayan yazı serüveni, bizimsemaver.com ve kulturdunyasi.com'da devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir