Vatana, Bayrağa, Hürriyete

Güzel alışkanlıklarımızdan bir tanesi takvim yapraklarını her gün düzenli bir şekilde kopartmak ve önünde arkasında ne varsa ince ince okumak.

Güzel alışkanlıklarımızdan bir tanesi takvim yapraklarını her gün düzenli bir şekilde kopartmak ve önünde arkasında ne varsa ince ince okumak. Bu belki de eski bir adet oldu kimilerimiz için. Ayın kaçı olduğunu öğrenmek için bakıveriyoruz telefonlarımıza. İçinde bulunduğumuz zamana hakim olmak pek çok farkındalığı beraberinde getirir. Bu farkındalıklardan biri de içinde bulunduğumuz Mart ayı. Üç ayların başlangıcıyla birlikte hatırlanması gereken ya da hiç unutulmaması gereken diğer değerlerimiz İstiklal Marşı’mızın kabulü (12 Mart) ve Çanakkale Zaferi’ dir. ( 18 Mart) İstiklal Marşı’na dair kulaklarımda çınlayan merhum vatan şairimizin “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın !” sözüdür. Şüphesiz bayrağımızın özelliği ve güzelliği renginden kaynaklanmaktadır. Bu alelade bir sembol değildir. Al kanlarla boyanan vatan toprağımızın göğü yere indiren şehitlerimizin armağan ettiği ay yıldızlı resminin sembolüdür. Çocuklarımıza, gençlerimize, yaşlılarımıza sorulur bazen bayrak nedir, ne ifade eder kelimeleriyle. Özgürlük, vatan sevgisi, toprakta alkanlarla bezenerek yatan şehitler ve daha birbirine benzer nice tanımlar. Gönlüme düşüveren ve de ruhumun benimsediği bir bayrak tanımlaması da benden. Kısa ve  öz. Bayramımızdır bayrağımız derim. Bayramlar insanın en çok mutlu olduğu ya da olmak istediği istisna günlerdir. Hiç bir şey bayramların yerini tutamaz. Bayrağımız bayramımızdır nitekim o bize hürriyetin gülen yüzüdür. Zümrüd-ü anka misali Kaf dağını aşıp gökyüzünde açan yıldızımızdır. Ay ışığı sisli gözlerin karanlığını alır. Çağlar ötesinden destanlarımızı haykırır. Rengimize en çok yakışandır, kefenimiz damarlarımızdaki kanımızdır. Alnımıza vuran ışık al bayrağımızın gölgesidir. Yoklar onunla var olur onsuz bütün varlıklar yok olur. Kalplerimizde taşan iman alevi bütün alemi sarar. Şanımız her yeri kaplar  ve esaret denen ejderi yakar. Bayrağımızla nice güzel bayramlar yaşarız ki bakışlarımız hilal kesilir, şehadet türküleri söyleriz.

Kıymetli şairimizin bize armağan ettiği marşımızdan mülhemdir bütün bu satırlar. Vatanımız, taşını başımıza yastık yaptığımzda bize şehadet ninnileri söyleyen anamızdır. Her karışına bin can feda eden şehitler ayet-i kerimelerle övülmüşür.

 “Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyiniz. Bilâkis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.” (Bakara, 2/154)

“Allah, mü’minlerden mallarını ve canlarını, onlara (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Onlar, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. (Bu), Allah üzerine hak bir vaattir…” (Tevbe,9/111)

“O halde, dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.” (Nisâ, 4/ 74)

Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah’ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar. Onlar, Allah’tan gelen nimet ve keremin; Allah’ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler.” (Âl-i İmrân, 3/169-171)

Kuran-ı Kerim’de şehitlikle ilgili daha pek çok ayet vardır. Şanlı ecdadımızın ayak izlerinden ayrılmamak dileğiyle.

Emel Ortakcı

Emel Ortakcı

Fransa’da dünyaya gelen yazar, Tasavvuf kültürü ve edebiyatı alanında yüksek lisans yapmaktadır. Özel kurumlarda Türk dili ve edebiyatı öğretmenliği yapmıştır. Tasavvuf ve edebiyat alanında yazıları bazı dergilerde yayımlanan yazar modern insan tanımlamasına “öz aynıdır yeter ki başlangıç ve bitiş noktasından oluşan yaşam dairesinde hilkat gayesindeki yerimizi fark edebilelim, modernite buradadır.”diyerek yorum getirir. Yazmak, kendini arama yolculuğunda benlikten yansıyan izdüşümler olması cihetinden paylaşılmaya şayandır, fikrini benimser. Madde mana muvazenesini yapabilmenin saadete götüren bir bakış olduğuna inanan yazar hür ruhlar olabilmenin yolunu da kişinin kulluk bilinciyle hayatına hakim olabilmesine bağlar. Kendi varlığını anlamlandırma gayesi olanlar için de Şeyh Galip’in: “Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen / Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen” sözünü hatırlatır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir